Deneme Editörün Seçtikleri

Gerçek İle Sanal Zaman Arasında İnsan

 

Hepimiz belli bir zaman içinde doğduk, bebek olduk, yürüdük, genç olduk, orta yaşları yaşadık ve yaşlanıyoruz. Bir gün gelecek bu dünyada bizden tek bir bilinçli eser kalmayacak.

Hepimiz için kaderde öngörülen bir zaman süreci var. Ve biz ister şah ister geda olalım bu süreci asla tersine çeviremeyiz, bir an için uzatıp kısaltamayız. Hepimiz yaşadığımız zamanın çocuklarıyız. Tanpınar’ın dediği gibi:

“Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.”

Bir zaman süreci içinde yaşıyoruz. Ama zaman ve tarih algımız bizi aldatıyor. Geçmiş zamanlara bakıyoruz. Binlerce yıllık eserler var ortada. Binlerce yıllık insanların hayatlarını, yaptıklarını okuyoruz. Atalarımızın yaptıkları güzel şeylerle övünüyoruz. Bina ettikleri muhteşem sarayları geziyor, devasa asırlık camilerinde namazlar kılıyoruz.

Biz kendi kendimizi tarihin köleleri yapan çocuklarız. “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” derken zamanımızın realitesinden sıyrılıp tarihin bugün bizim için sanal masallarına sığınıyoruz.

Tarihsellik bizim en büyük yalanımız. Sezen’in dediği gibi:

“Zaman sadece birazcık zaman

Geçici bu öfke bu hırs bu intikam

Acılarımız tarih kadar eski

Nefes alıp vermek misali olağan”

Acılarımızı, putlarımızı, tabularımızı tarihin ağır ve küflü koridorlarından kurtaramadıkça hiçbir zaman bugünün çocukları olamayacağız. Geçmiş bizim için sadece sanal bir hikaye iken, maziyi bugün canlıymışçasına yaşıyoruz.

Sonra gelecek karşımıza çıkıyor. 2023’lerde neler yapacağımızı, ne kadar zengin olacağımızı planlıyoruz. 10 yıl sonra yaşadığımız şehre metro gelecekmiş. Ülkemiz hızla modernleşiyor ve gelişiyormuş. Boğaza 5./7. köprü projeleri şimdiden başlamış. 20 yıl sonra insanlar başka gezegenlerde yaşamaya başlayacaklarmış. Şimdiden uzayda koloni kurma çalışmaları başlamış. Bilim adamları ışınlama üzerine çalışıyorlarmış ve bir gün gelecek bir yerden bir yere sadece ışınlanarak gidecekmişiz.

Zaman bizi kandırıyor. Gözümüze yekpare, bütün, geniş, parçalanmaz bir an gibi görünüyor. Zamanın hem içinde hem de dışındayız. Ne içinde ne de dışında hissediyoruz kendimizi.

“Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.”

Zaman bir tüy gibi hafif ve değişken. Bir geçmişte bir gelecekte yaşıyoruz.  Şekil, madde, ceset, somut her şey uyuşmuş, göründüğü halde görünmez, bilindiği halde bilinmez olmuş gibi. Rüzgarlarda uçuşan tüyden de hafifleşmiş gönlümüz, ruhumuz. Aklımız sanal zaman algılarıyla çevrilmiş. Genişledikçe genişliyor, hafifliyor ve anlamını kaybediyor.

“Başım sükutu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş”

Masalsı bir geçmiş ve rüyamsı bir gelecek arasında sıkışıp kalmışız. Bir değirmen gibi dönüp duruyoruz daima. Huzuru, sükutu geçmişte ve gelecekte arayıp duruyoruz. Onun içindir ki hiçbir zaman ele geçiremiyoruz.

Biz tarihimizin mankurtları, geleceğin parlak renkleriyle kandırılmış çocuklarıyız.

 

“Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim”

Zamanın, mekanın, başkalarının nasıllığı ve nicelliği benim dünyamda başlar ve benim dünyamda biter. Kökü bende bir sarmaşıktır varoluş. Varlık sanal gerçeklik ile gerçek sanallık arasındaki bir sarkaçtır. Bazen sanallıkta gerçeklik, bazen gerçeklikte sanallık yaşarız.

Zaman harekettir. Hareketin olmadığı yerde zaman da yoktur. Mesela biz uyurken bizim bir zamanımız yoktur. Hareket eden milyarlarca insan için zaman vardır. Ama o zaman artık bizim zamanımız değildir. Rüyalarımızın da zamanı yoktur. Gençliğimizi, çocukluğumuzu görsek bile rüyalarımız zamansızdır. Şayet güneş kadar büyük bir gezegende yaşasaydık bir günümüz binlerce dakika olacaktı.

Sanal bir gerçekliktir zaman. Dişimizin ağrıdığı bir gece zaman geçmek bilmez. Bir dost, bir sevgili ile geçen bir gece bir dakika kadar kısadır. Zaman, mekan ve zaman  algımız, zaman içindeki ruh halimize göre değişen bir şeydir.

Geçmiş ve gelecek, sanal bir zaman algımız içindeki daha alt katmanlardaki sanal altı sanallar dünyasındaki illüzyonumuzdur. Geçmiş ve  gelecek ölüdür. Onu varlığımızın kaçış ve sığınma algısı olarak canlandıran biziz.

Bütün canlandırma gayretlerimizin karşısında tek bir zaman var. Sadece içinde bulunduğumuz an. Zaman bir anlar bileşimi. Ana ruhun veren ise hareket. Harekete anlam katan ise varlığımız ve bu dünyada yok oluşumuzdan sonraki açıklaması. Bebeklerin, delilerin, şuursuzların, anlamsızların zamanı olmaz.

Zaman= An+Hareket+Anlam

Geçmiş, gelecek ve zaman içindeki anlarımız bir ışığın saniyeler içinde yanıp sönüşü.

Bizim her parıltıdaki varlığımızın anlamı.

Ve bu anlamı yakalayış çabamız

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz