Deneme

Fatiha Hepimizin Annesi

Fatiha’ya ‘Kur’an’ın annesi’ diyor ya aleyhissalatu vesselam, kalbimi avuçluyor adeta. Bence o ‘anne’ lafzı altında bir dolu sırra işaret var. Çünkü Fatiha, kanaatimce, yalnız Kur’an’ın değil, insanlığın da, hatta varlığın da annesidir. Yani en az annesi kadar şefkatlidir ona. En az annesi kadar onu düşünür. Kalbini, saadetini, hatrını, akıbetini sorar. En az onun kadar (elbette hep ondan fazla) kalbini sarar.

Mesela; ben ne zaman Fatiha’yı tefekkür etsem, baştan sonra Rahman ve Rahîm olanın tesellilerinden örülmüş bir metin görürüm. Daha başta, besmeleyle başlayan bu vurgu, devamındaki her ayetin içine sinmiş gibi gelir bana. Mesela; ‘malikiyevmiddin’e. Ne demek malikiyevmiddin? ‘Din gününün sahibi.’ Peki ‘din günü’ ne demek? Kimisine göre ahiret günü burada kastedilen, kimisine göre hesap günü, kimisine göreyse ceza/mükafat. Hangisi olursa olsun, hepsinde aynı merhametli mana var: Kaybolup gitmiyorsun yani. Batıp mahvolmuyorsun. Gitmeler sadece zâhirde. Ölmeler, yine öyle.

Zâyi etmeyecek seni merhametli sahibin. Herşeyin bir hesabı var. Hesaplısın. Görülmüyor ve görünmüyor değilsin. İnce ince hesaplanansın. (Hesaplanmak bakmaktan öte bir ilgilidir. Üst bir dikkattir.) Nazarından hiçbirşey kaçmayanla, bir işi bir işe mani olmayanla muhatapsın. Üzülme. Gözden kaçmayacaksın. Unutulmayacaksın.

Ve ödenecek bedeli kötü olanın. Ve alınacak hediyesi, iyi olanın. Bunların hepsi hakikat. Hayalin kaçmasın fena kuyularına! Korkmasın. Bir önceki ayette Rahman ve Rahîm olarak Zat’ını tanıtan seni hiçliğe göndermeyecek. Belki de ‘Rahman ve Rahîm’ demekle bulunduğu vaadi—evet,  Zatın her ismi aynı zamanda tecelli vaadidir—tattırıp sonra elinden almakla (hâşâ) yalana kalbetmeyecek. Sevgisini, nefrete dönüştürmeyecek.

İnsansın en nihayet. Fıtratını ve açlıklarını kabul et. Bir kaydı ve dolayısıyla devamı olmasa yaşananların, elinden şekeri alınan çocuk gibi olursun. Küsersin. (Ki küsmek, çabuk tedavi edilmezse, sevgiyi nefrete kalbeder bir zehirdir.) Kendisini sevdirmeye âlemleri hamdedilecek şeylerle donatan Zat-ı Zülcemal, neden elinden ansızın çekip alarak nefret ettirsin?

‘Errahmanirrahim’ ile hesap gününün bu kadar ilgisi var. Hatta o kadar ilgisi var ki; Kur’an’ın annesi, sana Rahman ve Rahîm isimlerinin muktezası gibi, hesap gününü söyledikten sonra, acabaların/korkuların silinsin diye, Rahman ve Rahîm olduğunu tekrar hatırlatıyor. Endişene merhem sürüyor. Dehşetinden kurtarılıyorsun. İki Rahman ve iki Rahîm’in arasına bir ‘hesap günü’ sıkışıyor. Kalbin bir miktar ferahlıyor.

Bazen diyorsun ki: “Her rekatta aynı sûreyi okumakta ne mana var? Yani bu kadar tekrar fazla değil mi?” Asıl ben sana sorayım şimdi arkadaşım: Bir çocuk annelik hakikatinin şefkatine ne kadar muhtaçtır? Bunun açlığına bir doymak var mıdır?

Annesi çocuğun arkasındaki dağdır. İsmini şarkı gibi her vakit söylemekle, hatta ağlarken bile, mutlu olduğudur. Varlığını hissetmekten sıkılmaz. Sen neden ‘Kur’an’ın annesini’ her rekatta tekrar etmekten sıkılıyorsun? Aslında garip olan bu değil mi? Keşfedilmemiş hikmet, eşyanın eksikliğinden değil, eksik nazarındandır. Bakışını düzelt arkadaşım, baktığın zaten düzgün.

Yazar hakkında

Ahmet Ay

Ahmet Ay

Yorum yaz