Deneme Editörün Seçtikleri

“Ebedi Gelin”

Uzun bir aradan sonra yine roman; “Ebedi Gelin, Cengiz Aytmatov” Ara kadar okuması da uzun oldu benim için. Son kitabını çıktığında hemen okumalıyım dedim kendime; Toprak Ana ve Cemile’yi okumuş biri olarak…
Kaderi işlediği romanında kaderin işine bak ki okurken öldü yazar ve ben kitabı kaybettim.
(Bu da kaderin başka bir cilvesi.) Geçenlerde evi taşıdıktan sonra bir yerlerden karşıma çıktı; karşıma çıkardı kader. Keyifle okumaya başladım, kederlere karışmış, hüzünlerle ıslanmış bitirdim, yağmurla başlayan günün sonunda…
Romanın sonu da yağmurlu bir akşamüstü; roman kahramanı – Arsen Samançin- ve kar parsı Jaabars’la birlikte mağarada ölümüyle bitiyordu… Başında ağlayan sevgili Eles… Dokunaklı ve kederli bitiş; kader her şeyi mekik gibi dokuyor.
Kader öyle ki, her şeyi kuşatmış; en küçük bir şeyi bile tesadüfün oyuncağına dönüştürmemiş; küçük mü küçük bir kapı bırakmış: İrade. O kapı dirayetli kullanıldığında, kader çok kapılar açmış, arayışçı yolcuya…
Kader denizinde yüzmeyi bilenler kederde boğulmamış; her dalganın yeni bir haber ve işaret olduğunu fark ederek yeni anlam katmanlarına dalmış.
Romana dönecek olursak; “Ebedi Gelin” bir Kırgız efsanesi, Kırgız yazar Aytmatov onu öyle bir işlemiş ki; küresellikten popülizme, terörizmden çevre kirliliğine gündelik dünya problemlerinin bütünlüğüyle harmanlamış… İlla da aşk, illa da…
Dağlarda gezen, avcısını, sevgilisini arayan gelin “Ebedi Gelin”. Eles de sevgilisine dağlarda yitirir, o da ebedi geline arkadaş olur.
Son eserinde ölen roman kahramanı gibi – şekil olarak aynı olmasa da – ölür Cengiz Aytmatov; yazar yazgısını mı yazar, yoksa yazgısı mı onu yazdırır? Bir ömürlük hayat sorusu; çöz çözebilirsen, yoksa hiçbir şey düşünmeyip yaşadığın kadar yaşa, ye, iç, eğlen… Akıl nasıl susar, kalp nasıl kabullenir, vicdan nasıl rahatlar? Bin ömürlük başka bir soru…
Bir söyleşisinde bütün eserlerinde kendi hayatını anlattığı söyler Aytmatov; bütün yazarlar da öyle değil mi; arayışlar, sorular, anlamlandırma gayretleri, kaderi kırılmaları çözme çabaları… Hayat ırmağında parlayıp sönen “an”lık ömürlerden sonsuzluk devşirme coşkusu; yazdırmış da yazdırmış onları; kimi kalemiyle, kimi sazıyla, kimi sözüyle…
Ne demiş bizim Yunus; “Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun” yerini yeni parlayacak damlaya bırakırken.
Ozan ruhlu Kırgız yazar da giderken, geriye “Ebedi Gelin” i bırakarak gitti. Ya biz; milletimize, insanlığa bırakacak faydalı bir eserimiz olacak mı? Kader yazmışsa olacak; irade kullanılmadan, gayret etmeden değil elbet.

Yazar hakkında

Hüseyin Eren

Yorum yaz