Deneme

Bir Aşk Hikayesi

images (1)
   Bir kır çiçeğinin nazlı gamzesi suçladı gözlerini aşığın. Pervane, ateşi çeviriyorsun dedi, kendi dilinden bihaber. Püryare olan dil, merhametin bedeninde bulunan incecik mikabı kaldırarak şöyle dedi suçlanan, gözlere;

Hangi dil bilmezin, dili, dilsiz eyledi seni..!

Dili, dilsiz olanın, hiç bakışı reva mı..?

Böyle bir çağrı, öksüz bir aşığı yıpratırdı elbet. Öksüz dediysek tezgahın hamında olanın öksüzlüğü idi bu. Bahar rüzgarının hışırtıları arasında yalpalanan bir yaprağın savrukluğu gibi, kırılması idi cesaretinin. Bu söz, dilin içindeki gizlenmiş kıskançlığın ötesini aşikar eylememek adına söylenmiş gibiydi. Sonra bir umut olur ya, vuslatı bile istemeyen âşıkların koynunda… Ondan olmalı ki döner ve şunu der dile:

Dili, dilsiz olanın her dili gönlündedir..

Gönüldeki diller de her zaman derindedir…

Dil, şaşkınca dönüp durur iken, buzulların en katı kütlelerini getirmek istercesine, gayretini eksik etmiyordu, bu asi ve kor aşığın ateşini dindirmek için. Ancak bu çaba, “acaba” dedirtiyor gibiydi aşığa… Şüphenin başlangıcı başlıyor gibiydi, karlı dağların doruklarından aşarak indiği görülüyordu artık. Âşık bir an için, tahammüle dikti gözlerini, henüz o kabın dolmadığını fark etti ve rahatladı. Ancak içinde bir kuşku kalarak şöyle dedi:

Derdi canan olanın, dili, dilsiz olur mu?

Dili, dilsiz olanın derdi canan olur mu?

Dil mağlubiyeti kabul etmemek istercesine, bu sözleri duymak  istemiyordu… Bir vızıltı gibi gelmiş idi ki hicabın örtüsünü kaldırarak haşinliğe vurdu kendini ve şöyle dedi;

Seni suçlayan gamze, hiç seni yar sayar mı..?

Niceleri değmiştir o gamzenin gülüne…

Aşığın, tahammül kabına bir tutam daha eklenmişti. Kızgınlık sarmıştı, ay’ı eriten gönül yuvasının derinine. Aşık keşke, şimdi olsaydı… Diyecekken, derken… Bir an aşığı olduğu kır çiçeği, kırmızı dudaklı, al yanaklı gelincik çiçeği geliverdi yanlarına. Oysa ki bizim âşık nice kez, bulunduğu haremin etrafında nöbet tutuyordu. Her gece, yıldızlar ile haber gönderiyor idi, sokakta olduğunu bildirmek adına. Onun gülüşüne, güller saçan gamzesine, gözlerinin içindeki nemli, hicran dolu ötüşüne, uzak da olsa, yaşıyor idi. Ancak bu kadar yakın durmadı o yanaklarındaki yakıcı gamzeler.  Perçemin ardında gizlenen mahrem gözleri, bir ateş gibi, yakıyordu âşığı, bir savaşın her an çıkabileceği artık âşikâr idi. O an, sadece gözleri değmişti  gamzesine. Dil, kırların en nazenin çiçeğine fırsat vermeden girdi söze;

Aşık olduğun gamze, bir kuru, kara gibi.

Ağaçların yaprağı, bundan nicedir nice.

Diyerek, kabı doldurdu. Âşık, böyle edebin perdesini kaldıran dil için hem utanç duydu, hem de… O sıra kır çiçeği, Perçemini kaldırarak, dile şöyle bir bakış atınca, âşık içindeki  kıskançlığı hatırladı ancak, bu çırpınışlar yeter miydi? kaygı duyarak iki cümle ile aşkını itiraf etmeli idi:

Âşık-ı sadık olanın dili hep gönlündedir.

Gönlümde ki gelincik, gözlerim, gamzendedir.images

Der ve bir an bekler gibi olur kır çiçeği. Tam gidecek iken âşığın içinde yanan gelinciğin mikabını, o utangaç dil kaldırıverir. Ve dil, soğuk ve alaycı bir bakış ile, şimdi gitme vakti dercesine ve anladın mı dercesine, en sert dalgaların, dağların eteklerine kadar vurmasının yolunu açar, bir tufan gibi aşığın gözlerine.

Evet dil, haklı idi. Edebsiz ve hayasız değildi, sadece iş bilendi. Zira âşığın, aşkı öğrenmesi gerektiği içindi bütün bu davranışları. Beşeriyete duyulan aşkın, asıl olmadığını göstermekti, dilin bütün bu çabası ve tavrı ve davranışı. Ancak âşık, ham olduğundan anlayıştan yoksun idi. Aşk, aklı gönülde erittiği içindi aslında. Çünkü en büyük mutluluk aklın, gönül yuvasında aşk ile erimesi idi Aşkı için. Ancak kır çiçeğim dediği, dağların gelini, gönlünü süsleyen gelin, onun içindeki hicranı kendi çabası ile ateşin en yakıcı sırrına attı. Dil, buna müsaade etmek istemiyordu. Ancak suçlanan gözler, gerçekten suçluydu. Ve sonu hüsranın en hırslı çabası ile sonuçlandı.

 Anladı mı?

O sorunun cevabı bir türlü bulunamadı…

Yazar hakkında

erkam yıldırım

erkam yıldırım

Yorum yaz