Deneme Editörün Seçtikleri

Bi Çılgın Karadeniz Çocuğu: Senai Demirci

Goethe Doğu-Batı Divanı’nda;  Bir yerde duramaman/Seni büyük yapan da bu değil mi? diye hem soru, hem cevap veriyor.

Seni büyük yapan bir yerde duramaman.

Anlam insanın tam da içinde, ruhunun derinliklerindedir. Onu çıkarmak, anlama ulaşmak için iyi bir dalgıç olmalıyız. Anlam ancak bilinçli bir gayretle gün yüzüne çıkabilir. Hepimizin temel meselesi varlığın anlamını, anlamlarını keşfetmek.

Senai Demirci ile gencecik birer üniversite talebesi olduğumuz 1984 yılında tanıştık. Bir yıla yakın aynı evde, aynı odada kaldık. Doğrusu o yıllarda da, sonrasında da Senai hep sıradışı, hep farklı oldu. Bizler yatarken onun tahta, öğrenci masasında, loş masa lambasının altında çalışmaya/okumaya devam edişi ve hatta masa başında uyuyup kalışı hala gözlerimin önünde. Bir de sarık ve cübbesi ile arkasında kıldığım namazlar…

Senai abi o dönemde benim için ulaşılması gereken en güzel, en canlı örneklerimdendi. Aslında öyle çok konuşmazdı. Daha çok susar ve deli gibi okurdu. O zamanlar bu Karadeniz’in çılgın çocuğunun bu kadar, uykularını haram edercesine okumasına, kitap başındaki saatler boyu macerasına anlam veremezdim. Çok konuşmazdı, belki de O’nun ders vermek için konuşmasına hiç gerek de yoktu.

Bir gün sınava geç kalmıştım. Apar topar yatağı yorganı attığım gibi yola koyuldum. Akşam eve dönerken kendi kendime biraz da utandım. Senai abi evdeydi. Aynı odadaydık ve darmadağın yatağım ile kendisini rahatsız ettiğimi düşünüyordum. (Biz şimdiki gençler gibi hiç toplanmayan yataklarda yatmaz, mutlaka sabahları toplar, düzenler öyle çıkardık) Ben bu duygularla, biraz da mahcup eve vardım. Odaya girdiğimde gördüm ki, yatağım derlenip toplanmış. Muhtemelen bu hatıramı Senai abi hatırlamaz. Ama ben aradan otuz yıl geçmesine rağmen hiç unutmadım. Dedim ya, Senai abinin ders vermesi için konuşmasına hiç gerek yoktu…

Bugünden baktığımda aslında iki Senai Demirci olduğunu görüyorum. Biri şöhretin, konferansların, insanların, kameraların, hayranlarının getirdiği Senai. Evet bu Senai Demirci de gerekli. Siyasetçiler istedikleri kadar bu ülkeyi kendilerinin dindarlaştırdıklarını düşünsünler. Bence insanlarımız birazcık Allah’ı tanıyor, Allah’a yaklaşma gayreti içindelerse, bunda en büyük paylardan biri köşe bucak her yerde, her zamanda Allah’ı anlatan, Allah’ı konuşan Senai Demirci, Engin Noyan, Vehbi Vakkasoğlu, Metin Karabaşoğlu gibi nice iman fedaileridir. Ama bu şöhret-i kazibeden, bir Said Nursi takipçisi olarak Senai Demirci’nin pek hoşnut olduğunu da düşünmüyorum.

Sanıyorum bir iki yıl önceydi. Senai abinin Urfa’ya geleceğini öğrenmiştim. Bir akşam vaktiydi ve ertesi gün programı vardı. Senai Demirci’yi lokanta olarak düzenlenmiş, dağın başındaki bir mağarada tek başına oturup çayını yudumlarken bulduk. O akşam işte dedim, benim sevdiğim, örnek aldığım Senai abim bu. İstese program organizatörleri etrafına bir çok hayranlarını toplayabilirlerdi. Ama yanında organizatörler bile yoktu. O çayını yudumlarken kendi tefekkürüne dalmıştı. Bu çok nadir yalnız kalabilen ozan, aslında en tehlikeli şekliyle düşkündür yalnızlığa…

İşte ben onun bu ikinci Senai tarafını çok seviyorum. Aslında tüm şan, şöhret ve alkışların ardında sessizliği, kendi içine dönmeyi, şahsi tefekkürünü, kendi başına kalmayı çok seven bir Karadeniz çocuğu var. Bence asıl Senai Demirci ruhunun derinliklerindedir. O ruha birazcık ulaşabilirseniz, her yerde, kuvvetini herkesten daha güçlü bir insanın üzerinde denemeye kalkan kaderin gizli bir sevincini duyarsınız. Başkaları aynı imkânlar içinde kendilerini rahatlık ve gevşekliğin hazlarına bırakırken, kaderi O’nu coşkunluğun, umudun, sonsuzluğun, imanın zirvelerine tırmanmak zorunda bırakmıştır.

Senai Demirci durmayan, istese de duramayan adamdır. O, bu kayıtsızlık, hakikati önemsememe, haz ve hız çağında başını bir davaya adamış nadir insanlardandır. Amansız ve fakat ne yaptığını bilen gizli bir irade O’ndan ruhunun ve zekâsının verebileceği her türlü meyveyi ortaya çıkarmasını istemektedir. Onun için bu Karadeniz çocuğu durmaz, duramaz. Çünkü durursa ölür.

Eserleri ile hayatı arasında yorumlayamayacağımız esrarlı bir ilişki vardır. O yüzden belki de Senai Demirci’yi en güzel eserlerinden, şiirlerinden, esma açılımlarından, dualarından tanıyabiliriz. O’nun hayatı yazdıklarıdır, yazdıkları da hayatı.

Senai Demirci ile ilgili yazılabilecek, söylenecek çok şey var. Ama kendisinin hoşlanmayacağını bildiğim bir övgü haline girmemek için son bir noktayı söyleyip bitirmek istiyorum.

Benim o İstanbul, Zeynep Kâmil’deki mütevazi evimizde Senai abiden öğrendiğim ve O’nda halen de en çok imrendiğim noktası; Risale-i Nur’lara olan muhatabiyetidir. (Eşi Semine abla kusura bakmasın ama) O’nun en büyük aşkı Risaleleridir. Bu öyle kuru, sıradan bir aşk değil. Hakkını terleyerek, uykusuz kalarak, elinde kağıt kalem çalışarak verdiği bir aşktır. Bize sonsuzluktan haber veren bu ozanın en büyük kaynakları Kur’an, Hadis ve Risale-i Nur Külliyatıdır.

Otuz yıl önce gördüm ve şahit oldum ki, Senai Demirci’nin hem kurtarıcısı, hem de en büyük aşkı Bediüzzaman ve Risaleleridir. O, Bediüzzaman ve eserlerinin kendisini Allah’a ulaştıracak en güzel vasıtalardan olduğunu en iyi bilenlerdendir. Senai Demirci,  işte asıl, masasının başında elinde kâğıt ve kalemiyle Risalelerini çalışırken kendisi, ama sadece kendisi olan mütefekkirdir. O’nun asıl vatanı Kur’an’ı, Hadisleri ve Risaleleridir. Bu, O’nu Rabbine götüren kaynaklar, Senai’nin hep başını döndürdü, sevinci ve hayat iksiri oldu. O, insanlardan, cemiyetlerden kurtulur kurtulmaz Risalelerine dönüşüyle güzeldir.

O’nun bakışları, bu dünyanın şan, şöhret, eşya, para gibi ufak tefek şeylerini aşarak; her şeyi kucaklayan ateşli bir sempati duygusu ile sonsuzluğa, yani Rabbine çevrilmiştir. İnsanın kendisini tanıyabileceği, anlamlandırabileceği tek kaynağa. Veya aynaya!

Yazar hakkında

Levent Bilgi

Levent Bilgi

Yorum yaz