Deneme

Kâfi Manzara

“Açlık insanın kendisi hakkında bildiği her şeyi değiştiriyor.” cümlesini sayıklıyorum günlerdir.Sabah rengini birkaç gündür görmemişken hem de yol üzerinde…

Oturduğum yerden, öyle rahat öyle kaygısız. Üzerimde beden dedikleri nedir bilinmez şeye iki üç kat büyük gelen kalın, yünlü depresyon hırkamla sayıklıyorum bir de. Buna sebep olan, merdivenleri kadife terlikleri ile inip gelmesini beklediğim annem ve onun yüzünden on beş yirmi dakika geciken kahvaltı.(Anne kelimesinin başına hiç yüzünden gelir mi gelmez! Oraya olsa olsa sayesinde gelir.Hele kahvaltıyı hala anne hazırlıyorsa iki kere sayesinde gelir.) Ha bir de beğenilmeyen dolayısıyla es geçilen akşam yemeği.

Kararlı, kendinden emin, ne istediğini bilen, günü taksim etmiş, yapılacaklar listeli, kendisi hakkında daha nice bildiğini bilen-zanneden-tavırların yüzüne minik dokunuşlar yapıyor açlığım. Kahvaltı sofrasına varmadan bir güzel haklıyor bilmiş edasını.”Önce bi doy ! Bu minicik ihtiyacı gidermeden sen, sen değilsin zaten sen kimsin? Bi silkelen yahu!!”diyor sevgili açlık.

Boğazından lokma geçmedi diyen yalan söylemiş diyorum, gülüyorum . Gülerken “yine ne şeytanlık geldi aklına” diyen babam fırlatıyor bakışını sonra da ekliyor sesini: sofraya
Çayın rengini tavşanın kanına benzeteni elime bi geçirirsem derken…Yo yo ! Bu senin yemek yemene engel değil buna ihtiyacın var, bulandırma mideni diyor öteki.

Çayı üretip ona çay bardağı, çay tabağı, çay kaşığı üretenin yüzünden başka bir şey göremiyorum bi ara sofrada.
-İyi uyuyamadınız mı hanımefendi?diyerek daldığım yerden geri getirme çabası annemin, geri getiriyor hakikaten. Müstehzi bakışlarını eksik eder mi, etmez!
İşte yine peynir ekmekle muhatap oluyorum derken 28. sözün o acayip sorusu geliyor aklıma: Madem ekl, şürb cennette var ve lezzet sebebidir niye dünyada da lezzet veriyor?

“Abi”diye cevaba başlayasım gelmişti soruyu ilk okuduğumda. Esasen bir ihtiyaç olduğu halde bunu lezzet alarak, tat alma duyusu ile veren harbiden çok merhametli! Aksini düşünsene yemek yemeye ihtiyacın var ama tat almıyorsun.İşkence.
Aramıza dön diyen bir bakış görüyorum az sonra. Hadi diyorum kaldır şu sisi artık bu Ocak sabahından. Lafımı ağzımdan annemin eli ile aralanan perde alıyor. Sevdiğim adamın uzaktan da olsa gördüğüm evini görememek canımı sıkıyor. Sis var. Sabahın rengi uçuk.
Doymuşken ayaklanıyorum. Karlı, sisli, kış için iyi halli bir havada yol almak için bir kaç basit hareket; paltonu al, eldivenler, normal ayakkabılardan uzun yapıp adına bot dedikleri…Ve dışarıdayım.

Aklımda Camus’un Veba’sından Grand… Ve kitabı yayınevleri için ilk okumada etkili olsun istediğinden milyon kere değiştirdiği  ilk cümlesi…Öte yandan yani aklımın öte yanında lisede okul gazetesine kış temasını öneren kültür edebiyat kolu üyesi kız. Buz kışta kışı ısıtan -artık kaç öte  yanı  olduğu belli olmayan aklımın öteki düşünceleri, düşünceler.

Kim, kim dedi düşünceler kışı ısıtıyor diye? Amaçsız yürüdüğünü sandığım bir genç adımlıyor karlı yolu. Amaçsız   olma ihtimali  kanımı donduruyor. Ürpertiyor beni. Üstüne üstlük genç! Doğrusu bu tahammül sınırını zorluyor.

Yanımdan az evvel geçerken duyduğum, kulaklıktan gelen bangır bangır müzik, korumaktan çok tarz yaratmasını arzuladığı bere, sol tarafı buz tutmuş ayakkabı bağı… Gencin özeti bu demeye yeltenmişken mini mutlu bir son yazdırıyor karı eriten cinsten düşünceler aklımın öte tarafında. Havanın sıcağa teslim olmasıyla gelme hazırlığı yapan kar. Birbirine katılan ama karışmayan kar. Her biriniz ayrı her biriniz özelsiniz “sizi kimler getirdi?” dedirtse ,şiir yazdırtsa mesela ona.Kıştan kafi manzara var öyle ya.

Birkaç ülke fazladan gezseydim hani şiir kitabımı üçe beşe katılardım diyen küstah  bir şair olduğunu  varsayıyor ona gönlümce kızıyorum. Kar, kış manzarası hele de lapa karın bir kısmı ağacın dallarını süslemişken neyine yetmez diyesim geliyor.Diyorum.

Golden cinsi köpeğine kar havası aldırmak için dışarı çıkaran kadın için de bir kaç cümle gelip yerleşiveriyor dilimin ucuna. Yaratan evde olmasını istese evin içinde gelirdi dünyaya. Birkaç saat içinde yürümeyi öğrenemezdi mesela. İnsan gibi bunun için ortalama bir yıl uğraşmazdı.Yo yo bu çok acımasız olur. İçinden geleni duysana. Nasıl da tatlı, sevmeye değer. “İnsaniyet, iman ile insaniyet olduğunu insan ile hayvanın dünyaya gelişlerindeki fark gösterir.

Hayvan dünyaya geldiği vakit adeta başka bir alemde tekemmül etmiş gibi gelir, yani gönderilir.” Evet tam olarak öyle hissediyorsun!
Hadiiii bu kış sabahında köpeğin sahibine değil köpeğin yanında duran kadına o sahte gülüşü at ve eve dön artık. Koy ellerini paltonun cebine. Düşün ince ince.

Yazar hakkında

Nihayet Deniz

Yorum yaz