Deneme Editörün Seçtikleri

Yeni Aydın Tipi Olarak Öğretmen / Prof.Dr. Mehmet Kaplan

Bütün büyük medeniyetler kitaba dayanır. Yazıyı tanımayan iptidai kavimlerin kitapları da yoktur. Onlardan kitabın yerini, nesilden nesile aktarılan sözlü gelenek tutar. Bu iki kutup arasında bulunan bir kısmı, tıpkı iptidai kavimlerde olduğu gibi, sözlü geleneğe göre yaşar.

Daha ziyade bürokrat tabakaya mensup bir zümre, sosyal bir statüye ulaşabilmek için tahsil esnasında mesleği elde ettikten sonra kitabı kapamıştır. Böyle memleketlerde doktor, mühendis, öğretmen gibi “aydın” sayılanlar arasında bile, ömür boyu kitap okumayı bir zevk, âdet haline getirenler son derece azdır. Bunlar bir ayakkabıcı ve berber gibi, mesleklerini bir kere öğrendikten sonra, onu tekrarlamakla yetinirler. Böyleleri için bilgi ve kültür, başlı başına bir değer değil, bir vasıtadan ibarettir.İleri memleket aydınlarını, bu geri kalmış memleket aydınlarından ayıran başlıca vasıf, onlarda bitmez tükenmez bilmeyen tecessüs, öğrenme ve araştırma merakı olmasıdır.Bu memleketleri ileri götüren de işte bu vasıftır.

Sözlü ve plastik eserleri gösteriyor ki, iptidaî ve azgelişmiş ülkeler, nesiller boyu aynı şeyi tekrar etmek suretiyle, bazı sahalarda hayret verici bir mükemmeliyete ulaşmıştır. Fakat arı, karınca vesair hayvanların da içgüdülerini tatmin için tekrarladıkları mükemmel hareketler, eserler veya mahsuller vardır. Şuursuz bir şekilde harikulâde çiçekler açan, lezzetle meyveler veren ağaçlara hayran olmamak kabil midir? Hiçbir tabiat âlimi kuşların, balıkların, kelebeklerin veya böceklerin biyolojik olarak vücuda getirdiklerinin renk, şekil ve hareketlerinin benzerlerini yapamaz. İnsanoğlunun sırlarını hâlâ çözemediği bu tabiat hârikalarının başlıca özelliği, az önce belirtildiği üzere “tekrar”a dayanmaları ve “kapalı” olmalarıdır.

Kâinatta yalnız insanoğlu, gelişen bir şuur, irade ve yaratma gücüne sahip olarak tabiatın zincirlerini kırmış ve daima “yeni” ve “değişik” eserler vücuda getirmiştir. Bunda, insanlar arasında düşünce akımına en elverişli vasıta olan kitabın büyük rolü vardır.

İnsanoğlunun en değerli ürünü olan düşünce ve hayalleri tesbit eden yazı, onların zaman ve mekan içinde yayılma ve devam etmelerini mümkün kılar. Güzel bir roman okurken gözümüzün önünde âdeta bilinmeyen bir dünya açılır.

Genç MaksimGorki fırıncı çıraklığı yaparken, Tolstoy’un romanlarındaki canlılığa hayret eder, acaba kâğıdın içinde büyülü bir şey mi var diye ışığa tutar bakarmış. Gerçekte insanoğlunun dili, böyle bir zannı uyandıracak bir mahiyet taşır. Zira kelimeler vasıtasıyla bir dünya hayali uydurmak işi bir büyüden başka nedir?

Nedim tasvir gücünü büyücü Harit ve Marut efsanesini telmih ederek şöyle der:

Safha bir lâhzada Harûtîtân oldu yine

Turfa efsun okudu bu kalem-i câdû-fen

Büyük aktör ve meddahlarda görüldüğü üzere, konuşmada ses ve hareketin de rolü vardır.Yazının en büyük faydası belki de yoklama ve üzerinde düşünmeye imkan vererek dolayısıyla insanı, konuşmanın büyüleyici tesirinden kurtarmasıdır. Bir aktör sahnede heyecanlı bir şekilde konuşurken veya bir hatip kürsüde nutuk çekerken, anlamadığınız ve şüpheli bulduğunuz bir cümle ile karşılaşınca, onu durduramazsınız. Sohbet esnasında soru sormak mümkün olsa bile, yine de yazılı metin üzerinde olduğu gibi rahatça kontrol etme imkanı yoktur. Sohbet esnasında da lâf lâfı açar, fikirler ve kelimeler üzerinde durulmaz.

Bir kitabı evde veya kütüphanede yalnızken de, üzerinde düşünerek, başka kitaplarla karşılaştırarak, defalarca okuyabilirsiniz.İşte kitabın avantajı buradadır. Kant, J.J. Rousseau’nun Emile’i çıktığı zaman, uyandırdığı ilk heyecanı gidermek ve fikri soğukkanlı olarak yakalamak için dört-beş kere okumuş.

Kültür dinleyerek veya sohbet ederek değil, okuyarak, bilhassa büyük eserleri tekrar tekrar okuyarak elde edilir. Bir fikrin insan düşüncesinde yerleşmesi için yapılan denemeler göstermiştir ki, kitaptan okuma dinlemeden, metni kopya etme okumadan daha çok verimlidir.

Keza bir insanın düşüncelerini açık ve seçik olarak görebilmesi ve onlara çeki-düzen verebilmesi için onları yazmasının büyük faydası vardır. Okullarda bundan dolayı öğrencilerin kitap okumalarına ve yazı yazmalarına büyük ehemmiyet vermek lazımdır.Bir piyanist nasıl başkalarının çaldıklarını dinleyerek değil, tekrar tekrar egzersiz yaparak yetişirse, bir öğrenci de okuması gereken kitapları tekrar tekrar okuyarak, onları özetleyerek ve bizzat yazı yazarak düşünmesini öğrenir.

Türkiye’deki okullarda okuma ve yazmadan çok konuşmaya önem verilir. Sözlü kompozisyon diye gülünç bir ders sanırım yalnız Türk okullarında vardır. Öğrencilere telâffuza da dikkat ederek konuşmayı elbette öğretmek lâzımdır, fakat kitap okuma, yazı yazma ve düşünme başta gelmelidir.

Okullarda okuma zevk ve alışkanlığına önem verilmemesi, söz ve konuşmanın önde gelmesi, bence geri kalışımızın başlıca sebeplerinden biridir. Okulda okuma ve düşünmenin zevkini tatmayan bir öğrenciden diploma aldıktan ve hayata atıldıktan sonra kitap okuması pek beklenemez.

Büyük kültür eserleri insanın duygu ve düşünce dünyasını, ilmi araştırmalar bilgi ve maharetini geliştirir. Okulu bitirdikten sonra kitap okumayanlar belli bir noktada durmuş saate benzerler. Zaman ilerledikçe onlar gerilerler.

Meslek hayatının ve günlük zaruretlerin çemberinden bizi ancak şahsiyetimize yeni bir şeyler katan kitaplar kurtarır.Güzel ve iyi bir kitap, insan için henüz gidilmemiş yeni bir ufuktur. Kitap, hiç şüphesiz fertlerin ve milletlerin hayatını değiştiren, yenileştiren ve ileri götüren vasıtalardan biridir.

Sosyal hareketlerin temelinde olan her türlü “bilinçlenme” kitap sayesinde olur. “Bilinç”in yazıya dökülmüş şeklidir.Bir insanın veya bir milletin dünyaya bakış tarzını değiştirmek mi istiyorsunuz?Ona okumasını öğretin ve okunacak kitaplar verin.

Yazar hakkında

Editör

Editör

Yorum yaz