Deneme

Usul üzerine

Lügat manası olarak ‘’kök, esas, kaide’’ asl kelimesinin çoğulu olan usûl bir kimsenin soy bakımından asıllarını yani anne, baba, onların anne ve babaları şeklinde devam eden kendisine kan bağıyla bağlı üst soy hısımlarını ifade eden Arapça kökenli bir kelimedir. Bununla ilgili dini hükümler toplumda güzel ahlâkı yerleştirme aileyi ve akrabalık ilişkilerini gözetme, sağlıklı nesiller yetiştirme hedeflerini de gözetir. Bunun yanında fıkıh usulü terimi olarak ‘’asl’’ yani delil olarak fıkhın köklerini yani kaynaklarını veya dayandığı delilleri konu olarak ele alan ve bu deliller aracılığı ile hüküm çıkarma metotlarını anlatan bir ilim terimidir.
Günümüz okurlarının yüzde kaçı okuduğu, yazı, makale, roman vb. gibi türleri usulüne uygun okuyor. Şüphesiz yüzdelik hesaba vurduğumuzda maalesef ki acı bir tablo ile karşı karşıya kalırız. Çünkü günümüz okuru okuduğu yazıları usulden ziyade kimisi zevk, kimisi vakit öldürme, kimisi, uğraş bulma. Kimisi de boşluğu doldurmak için okuyor. Oysa ki nitelikli okur araştırır, inceler, sorgular, bütün bunlar ise ancak ve ancak yazıyı usule uygun okuduğumuzda elde eder, nitelikli okur oluruz.
İslamiyet’in peygamberi olan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’e bile indirilen Alak suresi ilk beş ayette okuması emr olundu;
Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O insanı bir alekadan (emriyodan) emriyodan) yarattı!
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
İslam dininin bile okumaya araştırmaya usule uygun hareket etmeye verdiği önemi bu ayetlerle anlamak mümkündür.
Yaşadığımız dünya olsun, varlığı bilinen bilinmeyen nice gezegen olsun, ay, güneş, doğa, kısacası kainatın iç ve dış unsurlarının tamamının nasıl bir nizam intizam içerisinde olduğunu da yine yaşayarak öğreniyoruz. Yaradan her şeyi usulüne göre milimetrik farklarla bir nizamda tutmuş usulüne uygun yaratmıştır.
Şimdi gelin şöyle bir düşünelim, kainattan tutunda iğne hatta iğneden de ufak varlığı bilinmeyen organizmalara kadar bütün bunların nasıl var olduğunu anlamanın tek bir yolu var;
‘’Akl etme’’
Nasıl ki her mekanizmada bir merkez bir de araç var ise insan vücudunda da merkez ve araç vardır. İnsan vücudunun merkezi ise akıldır beş duyu organımız ise araç görevi üstlenmektedir. Beş duyu organımız topladığı malzemeleri aklımıza gönderir, akıl ise o malzemenin doğruluk derecesini belirleyip, neyin hak neyin batıl olduğuna yine akıl karar verir. Akıl bize yol gösterir yukarı da değindiğimiz üzere 5 duyu organımız ile akla gönderilen malzemeleri insan iradesiyle tercih ettiği doğrultu da kullanır.
Bu hususta akıllara şu soru gelebilir, insan iradesi akıldan üstün müdür?
Yerine göre evet insan iradesi akıldan üstündür, irade insana sabit olarak verilmemiştir, eğer irade insana sabit olarak verilseydi her şey ya doğru (Hak) yada Yanlış (batıl) olurdu. İrade insana serbest olarak verilmiştir, serbest irade de insana doğruyu gösteren yine akıldır, akıl burada alet görevi görmektedir. Yani aynı safta yer alan biri ‘’Yaratıcı olmalı’’ tezine karşı biri de ‘’Hayır yaratıcıya hiçte gerek yok’’ tezi zuhura gelebilir, burda akıl alettir.
Akıl doğruyu gösteren bir alet iken, son kararı irade verir…
Yalnız her ne kadar akıl bir alet görevi görüyor olsa da tamamen tarafsız olduğu düşüncesi yanlış olacaktır. Bütün yaratılmış her şey gibi akılda yaratıcıyı tanıyacak ve tanıtacak kabiliyete sahiptir işte bu kabiliyeti bilen kavrayan akıl olsa bile bunu yönlendiren unsur insanın iradesidir.
Eğer akıl iradenin tabii tuttuğu malzemeyi kesin bir hükme dayandırmadan analiz edip değerlendirir ise yani kesin böyledir demeyip araştırıp incelerse doğru olan sonuca ulaşır, söz konusu malzeme de peşin hüküm sonucu çıkan karar ister doğru olsun ister yanlış insanı rahatsız edecek sonuçlar doğurur. Çünkü çıkan sonucun akıl yoluyla değil de iradesinin karar verdiği yönlendirdiği bir yön olarak görür. Bu da kişi de huzursuzluk meydana çıkarır sorgulamaya yöneltir.
Değinmek istediğim ikici husus ise asırlardır, Hz, Ademden bu yana yaratılış neden sürekli değiştirilip tekrarlanıyor?
İnsanoğlunun sadece akıldan ibaret olmadığını bilmeyenimiz yoktur, insanı oluşturan en önemli bir diğer organ en az akıl kadar ehemmiyet arz eden bir diğer unsur ise kalptir, insaniyetin en büyük temsilcisi olarak görülen ‘’KALP’’ vardır birde.
İlk paragraf da değindiğim üzere bütün kainat gibi insan vücudu da belli bir usule uygun yaratılmıştır, beş duyu organımız araç olarak düşünceyi akla taşır demiştik ve hemen beraberinde insan görür, gördüğünü anlayıp kavramaya çalışır, doğru-yanlış, güzel- çirkin, iyi-kötü vs. o gördüğü şey ile insani bağ kurar, ancak biz bu hususta sadece yaratıcıya inanıp inanmama konusunu ele alıp anlamaya çalışacağız. Yani imanı ilgilendiren yönüyle inceleyeceğiz bu mekanizmayı.
Şüphesiz akıl ve kalbin iradesini tartışmak onları yermek veya onlarla övünmek anlamsızdır. Onların kabiliyeti tartışmak oldukça manasızdır çünkü unutmamamız gereken bir husus var ki kararı ne kalb ne de akıl verir irade kararı belirler.
Benim yadırgadığım husus eşref-i mahlukat olan insanı küçümsemek, ona verilen özellikleri, bağışlanan güzellikleri, duygu, düşünceleri küçümsemek doğru değildir, sayısız özellikle bürünmüş yaratılmış insanın tıpkı bir böcek gibi yaşamasını eleştiriyorum. Çünkü insan düşünür, sever, arzu eder, yaşar ve daha sayamadığım binlerce özellik daha, ben aklen inandım, bir yaratıcı vardır düşüncesi doğru ama insaniyetin kapasitesine göre çok düşük ve adi bir yaklaşımdır. İnsan düşünmeli, sorgulamalı bütün yaratılmışlardan neden üstün olarak yaratılmış sorgulamalıyız,.
Her bir yaratılış sayısız diyebileceğimiz özelliklere sahip diğer taraf da ise tıpkı akıl gibi duygularımız da tarafsız değildir, bu sebepledir ki insani özellikleri insana veren yaratıcı için değerlendirmeli onu tanımak ve tasdik etmek için kullanmalıyız.
Aslında biz birer emanetçiyiz, bu emanetleri sahibi yolunda kullanmalı onu anlamak için düşünmeliyiz. Aklımızı, duygularımızı, kalbimizi öncelik olarak yaratıcıyı anlama yolunda kullanmalıyız. Zaten bütün bu özelliklerde bize yaratıcısını anlamak için verilmiş birer sorgu unsurudur. İradesi güçlü olan kimseler, yaratıcıyı sorgular akl eder ve anlamaya çaba gösterir, iradesi zayıf olan insanlar ise akıllarda soru işareti ile yaratıcının verdiği özellikleri kullanmaktan acizdir.
İbrahim Halil DEMİR

Yazar hakkında

ibrahim halil demir

ibrahim halil demir

Yorum yaz